Ulvi Çavdaroğlu (KARTAL DİŞ DEPOSU)

Kendinizi kısaca bizlere tanıtır mısınız?
 
1952 Sakarya doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Sosyal Siyaset Bölümü mezunuyum. Farklı sektörlerde, devlet dairelerinde yöneticilik yaptım. Bir dönem Sakarya’da Erenler ilçesinde belediye başkanlığı yaptım.  Bu müesseseyi İstanbul büyükşehir belediye başkanlığında 2 dönem belediye meclis üyeliği yapmış olan kayınbiraderim Sayın Ali İsmail Kızılgöz’le beraber 1983 yılında kurduk. Yani bir süre hem siyaseti hem de ticareti bir arada yürütmeye çalıştık.  Elektromekanik imalatıyla iştigal ediyorken dental sektöre geçtik. Daha sonrasında şirketleştik.


 
 
Diş malzemeleri sektöründeki iş adamları olarak bir STK çatısı altında bulunmanın önemine değinir misiniz?
Bir çatı altında bulunmak çok önemli… Şöyle ki: O dönemde firma olarak sektördeki birçok eksikliğin farkına vardık. Sektörün resmi kurumlara karşı, üçüncü şahıslara karşı söyleyecek bir dilinin, görecek bir gözünün olmadığını tespit ettik. “Kamuda temsil” anlamında bir takım tıkanıklıklar vardı. Sektörde gelişmiş, büyük çaplı firmaların da STK bilinci taşıması bizler için bir şans oldu. 1996 Yılında bir araya gelerek bir dernek kurma yönünde ortak bir irade oluştu. 12 Arkadaş birlikte Galatasaray’da 12 m2 lik bir ofiste kuruluşu gerçekleştirerek, geleceğe yönelik güzel bir adım attığımız kanaatindeyim. Zira doksanlı yılların sonunda Türkiye’de ve dünyada meslek örgütlerinin arz ettiği önemi o günlerden fark etmiştik. Derneğimiz artık kendi malı olan binasında, maddi gücü olan bir yapıya kavuşmuştur. Ve bugün derneğin üçüncü kişilere karşı sektörün sözcüsü olma bağlamında geldiği noktaya Sağlık Bakanlığımızın reorganizasyonu sırasında şahit olduk. Yurtdışında yarattığı potansiyelin nerelere vardığını gördük. Fuar organizasyonlarında çok aktif bir rol aldık. 2002 yılında 15 günde hazırlandığımız ilk IDEX fuarımız Lütfi Kırdar’da yapıldı. Sonraki dönemlerde bu konuda rüştümüzü ispat ettik. 5 Dönem yönetimde bulunmuş bir üye olarak derneğimizle iftihar ediyoruz. Bugün arkadaşlarımızla TDB’nin hegemonyasından kurtulmuş, özerkliğini kazanmış, bir sektör haline gelmiş bulunuyoruz. Gelecek nesillerde görev alacak arkadaşlarımızın derneği daha iyi noktalara taşıyacağı umudunu taşıyorum. Elbette ithalatta da sorunlar vardır. İmalatta da… Tedarikle, haksız rekabetle ilgili sorunlar… Örneğin bir Kamu İhale Kanununda var olan olumsuzlukları gidermek adına bir baskı grubu oluşturulması lazım. Diğer sektörler de bundan mustarip. AB müktesebatına uyum çerçevesinde değiştirilmesi zorlu bir süreç. Bazı hususlarda verilmiş tavizler var. Bu uyumsuzluklar, düzensizlikler aşılabilir. Bunun alt yapısını kuracak olanlar da üyelerimizdir. Zira piyasa şartlarında bunun analizini yapacak olanlar bizleriz. Her bölgede ihaleyi yapan merci olarak farklılıklar ortaya çıkabiliyor. Kanunların uygulanmamasından doğan sorunlar da var.    Dernek bünyesinde bunlar ciddi bir şekilde ele alınıp, tartışılıp, etik kurallar gözetilerek, dernekçe müdahil olunmalıdır. Bir olmak diri olmaktır. Sektör olarak birlik içinde hareket etmekle arızi güçlere karşı mücadelemizde başarılı olabiliriz. Derneğin aldığı kararlara firmalar da uymalı, münferit hareketlerden kaçınılmalıdır. Henüz bu noktada istediğimiz neticeleri alabilmiş değiliz maalesef. Sektör menfaatleri ikinci plana atılarak, bazı firmalarca benimsemiyor ve uygulamıyor. Elbette bunlar bir süreç meselesidir. Etik yönde bir bilinçlenme de olacaktır. Zira bayağı mesafe alınmış durumda. Senede birden çok yemekli toplantılarla bir araya gelerek, üyelerimizle yüz yüze tartışarak, fikirlerinden de istifade ediyoruz. Kaçakçılık, gümrüklerdeki düzenleme eksiklikleri, çalıntı malların piyasada dolaşıyor olması gibi unsurlardan kaynaklanan haksız rekabet konusu çözüme kavuşturulmalıdır. 

Sivil toplum kuruluşu olarak dental sektöre sağladığınız katkılardan bahsedebilir misiniz?
Son 10 yılda sektör bünyesine katılanlar bir hayli karmaşıklığa yol açmış olduğunu da söylemeliyim. Ortaya çıkan bazı belirsizliklerin önümüzdeki yıllarda sağlık bakanlığının başta ruhsatlandırma ve sürekli denetlemelerle giderileceğine inanıyorum. Sektörde belli bir ciddiyet kazanılacak. Geçici yönetmeliğin uygulama safhasına geçmesinde DİŞSİAD gerçekten önemli bir rol oynadı. Üyelerine devamlı bilgi akışı sağladı. Bilinçlendirdi. Sağlık bakanlığı nezdinde artıları ve eksileri ortaya koyarak, yeni düzenlemeler yapılmasına katkılar koydu. Çoğu arkadaşlarımız müracaatları sonucunda yetki belgelerini ve ruhsatlarını almış oldular. Bu aşamada ortaya çıkan bazı sorunlar da yönetimde görev alan arkadaşlarımızın gayretiyle çözüme kavuşturuldu.
 
Biz bu süreçte eczacı arkadaşlarla aynı statüye sokulduk. Örneğin içinde bir sağlık kuruluşu bulunan binalar, bahçesi ve müştemilatında eczane açılamayacağı sorunsalı gibi. Meslek Birliği olarak bu konuda girişimde bulundular ve bu soruna bakanlık nezdinde bir çözüm buldular. Biz de bu emsalden hareketle bir pratik geliştirebiliriz ve sektörün lehine bir düzenleme yapılmasını sağlayabiliriz. Zira bakanlık yetkilileri bu konuda iyi niyetli davranıyorlar. Yönlendirmeye açıklar. Haklı ve etik olan her talepte gerekli müdahaleyi yapıyorlar. Önemli olan bir sivil toplum örgütlenmesi bilinci artık sektöre yerleşmiş olmasıdır.
 
Tıbbi cihaz yönetmeliği hakkında görüşleriniz nelerdir?
Tıbbi Cihaz Yönetmeliği bir zorunluluktan doğdu. Yıllar öncesinden sektör tarafından talep edilmiş unsurları bu yönetmelikle hayata geçirmeye başlıyorlar. Bakanlığın düzenlediği yönetmelik çalıştayları ve oluşturulan çalışma gruplarında zaten bu hakkı sivil toplum kuruluşlarına teslim ediyorlar. “Bu yönetmelik STK ların eseri” diyorlar. Bakanlık bu yönetmelikte 3 ana bölümde re organize oldu. Halk sağlığı, Eczacılık ve tıbbi cihaz ve kamu hastaneleri şeklinde… Bu organizasyon sürecinde çok büyük aşamalar kaydettiyse de, henüz taşlar yerine oturmadı. Örneğin diş depolarını, dental firmaları eczacılık grubu içinde topladılar. Geçici bir yönetmelik çıkarttılar. Aksaklıklarda müdahil olduk. Çıkış içeriği itibarıyla gayet yeterli bir yönetmelikti. Bu geçici yönetmelikle mevcut firmalara birçok haklar verildi. Firmalara çok zorluk çıkarılmadı. Örneğin şirket sahiplerinin Sorumlu Müdürlük yapabilmesi, çalışan kıdemli arkadaşların eğitim şartı aranmaksızın internet ortamında sınav hakkı tanınıp meslek belgesi alabilmesi gibi... Yani belge edinme konusunda kolaylıklar getirildi. Fiziki anlamda asgari düzeyde, fazla sorun çıkarmayacak bazı şartlar koyuldu. 25 m2 den büyük alan olması gerekliliği gibi. Dolayısıyla aslında oldukça iyi bir yönetmelikti. “Ben denetime açık, şeffaf bir firmayım…” diyebilen, kayıt ve disiplin altında, iyi niyetle sektörde faaliyet göstermek isteyen firmalar da gereğini yaptılar. Biz de hem Sakarya, hem İstanbul şube için gerekli tüm belgelerimizi edinmiş durumdayız. Çok zorlanmadık. Çok sıra dışı bir sorun çıkarsa zaten girişimde bulunularak halledilebilir. Çünkü bakanlıktaki arkadaşları çözüm odaklı ve anlayışlı buluyorum.
 
Diğer yandan, arkadaşlarımızın derneğe iyi bir lisanla ve net açıklamalarla ruhsatlandırmayla ilgili talep ve çözüm önerilerini etik kurallar çerçevesinde iletmeleri halinde çözülemeyecek hiçbir şey olmadığı kanaatindeyim. Neticede eczacıların da benzer sorunları çıkmış ve bu sorunlar halledilmiş. Bu örneklerle biz de çözebiliriz.  Öte yandan denetimleri bakanlık layığıyla yapar, caydırıcılıkta gerekli cezai müeyyideleri uygularsa sektörde bir disiplin sağlanmış olur ve haksız rekabeti sağlayan unsurlar kendiliğinden kaybolmuş olur.