Hakkı KARA (PAŞA DENTAL FİRMA SAHİBİ)

Kendinizden ve firmanızdan bahseder misiniz?

1984 Yılından beri sektörde faaliyet gösteriyoruz. İthalat amaçlı bu firma sektörden 5 değerli arkadaşımızla kuruldu. Daha sonra arkadaşlarımız kendilerine başka yönler çizdiler. Böylelikle ben firmada tek başıma devam ettim. Başta diş ünitleri olmak üzere, geniş yelpazede diş hekimliği cihaz ve ekipmanlarının, sarf malzemelerinin ithalatını gerçekleştiriyoruz.


 
Sektörü dental malzemeler perspektifinden değerlendirmek gerekirse, geçmişten günümüze ne tür gelişmeler yaşandı??
 
Diş hekimliği 30 yıl içerisinde çok fazla gelişmeler kaydetti. Özellikle dijital görüntüleme cihazları ve diş ünitleri üzerine çok önemli gelişmeler yaşadık. Ülke ekonomisinde yaşanan dinamizmin de etkisiyle dünyada uygulanan yenilikler bizde de uygulanmaya başlandı. Öylesine muhteşem gelişmeler yaşanıyor ki, artık günümüzde diş hekimliği fakültelerindeki öğrencilerin fantom çenelerde canlı bir şekilde çalışmalar yaptıklarını görüyoruz.
 
 
 
Daha ilerisi, sektörün geleceği hakkında neler söyleyebilirsiniz?
 
Diş hekimliğinde gelişmelerin son noktası herhalde budur diye düşünüyoruz. Firmaların getirdiği ürünlerin emsallerinin neredeyse bir kopyası olduğunu düşünüyoruz. 2-3 Tane dünya markasının, kendi aralarındaki pozitif rekabet dışında, ürün geliştirme açısından bu anda pek değişiklik olacağını sanmıyorum. Şöyle ki; innovatif anlamda bir tıkanma var. Sektöre yeni bakışlar getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
 
Türk diş hekimlerinin kullandığı dental malzemeler ile, halen gelişmiş dünya ülkelerinde kullanılan malzemeler arasında bir kıyaslama yapabilir misiniz?
 
Gelişmiş ülkelerle mukayese yapacak olursak, Türkiye’de diş hekimlerimize sunulan tıbbi cihazlar ve hizmet standardı arasında büyük farklılıklar var. Türkiye’de bizim tarafımızdan sağlanan hizmetlerin kalitesi ve yarattığı değer hiç önemsenmiyor. Bu sektörün içinde çantacılık yaparak bugünlere geldik ve işimizi severek yapıyoruz. Bu anda daha modern, temiz ve hijyenik ortamlarda ve daha keyif verici bir noktada yatırımlar yapmaya başladık. Böyle bir atmosferde ürünlerimizi sergileyebiliyoruz.  Burada sektörel açıdan gelişmiş ülkelerdeki emsallerinde olduğu gibi daha kaliteli bir hizmet verme çabası içerisinde olduğumuzu söylemeliyim.
 
Ama bugün nedense hizmet adı altında sunulanın, ekonomi yapma kaygısıyla, hekimlerimizin iş maddiyata döküldüğü bir ortamda şekillenen farklı bir prensipte şekillendiğini görmekteyiz. Elbette bizden önce bu sektöre yön veren duayenlerimiz de sektöre çok emek verdiler. Yatırımlar yaparak sektörü gelişmesine çok büyük katkılar sundular. Biz de bu yolda o büyüklerimiz örnek alarak sorduğunuz soru bağlamında, gelişmiş ülkelerdeki standartlara ulaşmak adına birçok innovasyonlar yaptık. Günümüzde de innovasyon yapmaya gayret ediyoruz. Ama kalite unsuru göz ardı edildiği ve fiyat unsuru ön plana çıktığı için yatırım yapmaya değmiyor. İşte tam da bu yüzden kıyaslama mümkün değil. Fuarlara bakıyoruz. Hekimlerimiz yenilikleri takip etme adına değil de, mevcut durumda ucuz ürün arayışında ziyaretler yapıyorlar. Poşetlerle, kolilerle, çuvallarla gelen kalitesizi mallar nedeniyle içler acısı bir tabloyla karşı karşıyayız. Halbuki bizler büyük özveriler ve emeklerle yeni teknolojileri içinde barındıran cihaz ve ürünleri getirip sunuyoruz. Ama ne yazık ki hekim tarafında bir ilgi, bir heyecan yok. Bu da bizler açısından negatif bir etkileşime neden oluyor. Hekimler tarafında da bizde de heyecan bitmiş durumda. Açıkçası sektörün geleceği için çok ümitli değiliz.
 
 
Bu duruma çözüm bulmak adına, ümitsizliği biraz hevese taşımak için görüşleriniz var mı? Bu bağlamda, önümüzdeki yıllarda ürün penetrasyonu açısından dental malzeme Pazarının hangi oranlarda gelişeceğini düşünüyorsunuz?
 
Bir kere diş hekimliğinin önünün açılabilmesi için bazı tedbirlerin alınması lazım. Mesela devletin, sivil toplum örgütleriyle müşterek çalışmalar yürütülüp, özel muayenehanelerden, diş hekimlerinden de kamunun hizmet almasının önünün açılması lazım. Halkımızın bu konuda bilinçlendirilmesi lazım. Kamu için olmazsa olmaz niteliğindeki ADSM’lerin verdiği hizmetler, yararlanacak vatandaşlar için elbette çok mühim. Ama diş hekimliği demek yalnızca ADSM demek değil. Özel muayenehanecilik çok kötü durumda. Üniversitelerimiz bilim yuvaları… Bu bileşenler de asla ihmal edilmemeli. Öte yandan ödemeler de 2 yıla kadar yayılabiliyor. Bu yüzden ihalelere girmek istemiyoruz. Zira ithale dayalı ürünler... Dövizin durumu belirsiz.  Bilimden hiç uzaklaşılmaması için devletin önlem alması lazım. Zira diş hekimliği bilim içerisinde adeta sanatla yoğrulmuş bir alan.
 
Gelecek ile ilgili projelere dönersek, bu konuda Dişsiad çok önemli şeyler yaptı. Ama derneğimiz elbette çıtayı daha yukarılara taşımak için çaba sarf etmeli. Tek bir sivil toplum örgütünün de çabası yeterli değil. Daha önce belirttiğim gibi hekimlerimiz maliyet kaygısıyla  hareket ediyorlar. Ama bence tıbbi cihaz ve ürünlerin kalitesi kadar, ne şartlarda, hangi sıcaklıklarda saklandığı da toplum sağlığı adına önemli. Örneğin 20-24 derecelerde gelmesi gereken bir ürün 45 – 50 derece sıcakta gelebiliyor. Hekimlerimizin malzemelerini tedarik ettiği depoların hizmet standartlarına çok dikkat etmesi gerekli. Sağlık bakanlığı da bu yönde, özellikle merdiven altı tabir edilen kayıt ve standart dışı ürünlerin toplum sağlığına olumsuz etkilerini önlemek adına ÜTS (Ürün Takip Sistemi) gibi olumlu çalışmalar yürütüyor. Bu konunun takibi konusunda ihmalleri olan diş hekimleri için de ciddi bir yaptırım olacak elbette. Bizler halen diş depoları olarak ciddi bir şekilde denetimden geçmekteyiz. Devlet bu konuda bir çalışma yürütüyor. Böylelikle örneğin 3. Dünya ülkelerinden yurda sokulan, kalitesiz ürünler bizim firmamıza giremiyor. Bu uygulamaları gelecek anlamında biz de destekliyoruz. Merdiven altının ortadan kalkması için bu işe gönül vermiş, emek koyan, vergisini veren firmalara sektörün ihtiyacı var. Kamu sağlığı bazen kazançtan önemlidir.
 
Şimdi burada devletin “her şeyin ucuzu” politikasını gözden geçirip, kalitenin toplum sağlığına sağlayacağı yararı ve 3. Dünya ülkelerinden getirilenlerin de arz ettiği riskleri de dikkate alması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu arada vaktiyle derneğimiz Ankara kökenli üyelerinden olan, aynı zamanda milletvekilliği de yapmış olan Sayın Aziz Akgün dernek başkanımızla bakanlıkta iyi bir takip ve çalışma yürütmüş ve KDV nin %18 den %8 e çekilmesine ön ayak olmuşlardı. Bu anda da sektörü harekete geçirmek için, oran birkaç puan daha aşağıya çekilebilir. Ama her durumda düşmesini beklemeden vergimizi de vermek bizim vatandaşlık görevimiz. Faturalı sistemin kesinlikle yaygınlaşması gerek. 100.000 TL de 8.000 TL da vergi verelim artık… Tabii ki bu olguyu hekimlerimizin de artık benimsemesi gerek. Zaten ÜTS’nin devreye girmesiyle bu farkındalık olacak. Sektöre bir çeki düzen gelecek.